- Ege'den Mektuplar
- Posts
- Kaygılı Bağlanma Nedir? (+Özgürleşme Adımları)
Kaygılı Bağlanma Nedir? (+Özgürleşme Adımları)
Henüz gerçek bir ilişki kuramamış olabiliriz
"Sen iyiysen iyiyim!"
Bu sözü birilerinden duymuş veya bu şekilde hissetmiş, ifade etmiş olabilirsin.
Bu ilk bakışta bir sevgi sözü öyle değil mi?
"Sen iyiysen ben de iyiyim be!"
Peki bu sözü birinden duymak, veya birine karşı bunu ifade etmek, bedeninde ne hissettiriyor?
Sen iyiysen ben de iyiyim gerçekte ne demek?
Sen iyiysen ben de iyiyimcilik “kaygılı bağlanma” olarak ifade edilebilir.
Kaygılı bağlanan kişiler, dış dünyadan onay bekleyen kişilerdir.
Kendilerini güvende hissedebilmeleri için karşılarındaki insandan olumlu geri dönüşlere ihtiyaç duyarlar.
Bu tip insanlar sürekli olarak davranışlarının onaylanıp onaylanmadığı hakkında kaygılanırlar, iletişimde oldukları insanları gözleyip davranışlarının “nasıl” karşılandığını anlamaya çaışırlar.
Kendi gerçeklerini gizleyip, onay gören davranışları sergilerler.
Bu yüzden de karşılarındaki insanla gerçek bir ilişki kuramazlar.
Ben böyle bir insanım.
Daha doğrusu, böyle bir insandım, bu karanlık çukurdan kendimi çıkarma konusunda önemli adımlar attım ve bu kaygıyı geçmişte bırakma konusunda kararlıyım.
Sen de bu insanlardan olabilirsin. Derin bir nefes al ve benimle kal.
Geçmişe gideceğiz.
Çocukken, annen ve babanın dikkatlerini nasıl çekebilieceğin konusunda endişeleniyor muydun?
Sanki bir vardılar, bir yoktular. Bir an yüksek enerjili, bir başka anda müthiş stresliydiler. Süreklilik yoktu.
Ve doğal olarak, tahminler yürütmek, anne ve babanın beden dilinden nasıl olduklarını anlamaya çalışmak ve nabza göre şerbet vermek durumunda kaldın.
Ve şu an sen, her yakınlaştığın insanın duygusal durumunu tahmin etmeye ve düzeltmeye çalışarak güvende hissetmeye çalışıyor olabilir misin?
Annen ve baban, sürekli olarak her işinin içinde, her kararında, her zorluğunda, her ödevinde seni "başına gelebilecek kötü şeylerden" korumaya çalışırlar mıydı?
Ve doğal olarak sen, dünyanın tehlikeli olduğunu ve riskli konularda otoriteni annene ve babana devretmen gerektiğini öğrendin.
Ve şu an sen, risk alabilme otoritenden yoksun kalmış, bunu ilişkilerinde karşındaki insana yükleyerek güvende hissetmeye çalışıyor olabilir misin?
Çocukken anne veya babanın kendi hayatlarındaki sıkıntıları dinlemek durumunda kalmış mıydın?
Ve doğal olarak sen, ebeveyn ve çocuk sınırlarının yıkıldığı bu durumda onlardan zaman, dikkat, bakım alabildiğini gördün.
Ve şu an sen, karşındaki insan sana sınır çektiğinde müthiş kaygılanıyor ve bu sınırları ihlâl ederek güvende hissetmeye çalışıyor olabilir misin?
Ailen tarafından "suçlu" hissettirilerek yönlendirilmiş miydin? (Bunu yapmazsan çok üzülürüm!)
Veya ebeveynlerin senin yerine sürekli olarak işi, sosyal hayatlarını, arkadaşlarını, kendi anne ve babalarını tercih ediyorlar mıydı? (Sorumluluklarım var!)
Ve doğal olarak sen, ebeveynlerine işlerinde, ilişkilerinde, depresif ve kaygılı hallerinde yardımcı olma görevini üstlendin. Böylece, sorunları çözülecek ve senin ihtiyaçlarına sıra gelecekti.
Ve şu an sen, kaygı ve korku içerisinde, sevgi hissettiren her anda, umutsuzca ve otomatik olarak bu yöntemlere başvuruyor olabilir misin?
Çocukluğunda ne yaşanmış olursa olsun, iyi bir yaşam kurmak senin sorumluluğunda. Anne ve babanı suçlamanın sana veya başkasına hiçbir şey katmadığını anlamış olduğunu da umarak devam ediyorum.
Kaygılı insan onay, güvenli insan destek ister.
Şimdi kendi kendine destek olabilmen için benim için işe yarayan bir kaç pratik yöntemi paylaşmak istiyorum.
İlk adım bedensel farkındalık geliştirmek.
Sevgiye yakınsayan bir şey hissettiğinde seni otomatik davranışlara iten bir fiziksel hal var. Bedeninde neler oluyor?
Bu kaygıdan kurtulmak için yukarıda bahsettiğimiz davranışlara başvuruyorsun ve sonuçta karşındaki insandan kendi kaygılı halini geçirmesini istiyorsun. Bu narsist bir yaklaşım.
Yukarıda bahsi geçen ebeveynler de narsist özellikler gösteriyordu. Kişiler arasındaki sınırlar belli değildi ve her bireyin duygu durumunun sorumluluğu diğerlerine dağıtılmıştı.
Narsist ebeveynlerin narsist çocukları oluyor.
İnsanların senin duygularını regüle etmekten (düzenlemek, ayarlamak) daha önemli işleri var.
Duyguların, senin sorumluluğunda.
Hissettiğim her şey benim sorumluluğumda.
— Ege Yagiz (@egeyagiz)
9:24 PM • Nov 29, 2024
Duygusal regülasyonu bazen aşırı yiyerek, uyuşturucu maddeler tüketerek ve benzeri bağımlılıklar geliştirerek yapmaya çalışırız. Aslında tek istediğimiz, kaygının bedenimizden akıp gitmesidir.
Basit bir nefes egzersizi bedeni ele geçiren bu kaygının hafiflemesini sağlayacaktır. 1 dakika denemek için:
Kaygıya (azar azar) izin vermek.
Bizi kaygılandıran ve kendimizle ilgili gizlediğimiz tarafımıza, açığa çıkmasından korktuğumuz davranış ve isteklere küçük adımlarla yer vermek.
Buna "exposure therapy" de deniyor, maruziyet terapisi.
Kaygılandığımız ilk anda, eski hikayemize "kanar" ve otomatik davranışlarımıza başvurursak, kaygının azaldığını gözlemleyebiliriz.
Örneğin birine nasıl hissettiğini üst üste çok kez sorup, onu telaşla neşelendirip bir şekilde kaygımızı dizginleyebiliriz.
Fakat bu sonuca bağlı olarak eski hikayemizin anlatısı doğrulanacağı için kaygılı bağlanma kısır döngüsünü beslemiş oluruz. (Onay kaygısı geldi → karşımdaki insanı “iyi” hale getirdim ve dışarıdan onayımı aldım → ben de “iyi” oldum, kaygım azaldı)
Karşındaki insanın ne hissettiğini öğrenmek istediğin ve onay beklediğin bir anda, o otomatik davranışa kapılmamak, anlık da olsa bedensel bir farkındalık ile sadece durma halinin verdiği kaygıyı biraz olsun hissetmek, yani o kaygıya “birazcık” maruz kalmak, o durumun "ölümcül" olmadığını öğrenmemiz için elzemdir.
Yeni döngü şöyel olacaktır:
Kaygı geldi → Hissettim → Gerçeğimi yaşadım/ifade ettim

Üstteki yol baş etme, alttaki yol yaşama.
Aradığın onayı içeride bulmak.
Çünkü benlik algımız, kendimizin dışında yaratıldı ve karşımızdakinin "durumuna" göre belirlenir halde. Çok ağır, acı bir durum ya. Bu acıyı hissetmek, gelişmenin bir gereği.
Dışarıda aradığımız onayı içerde bulmamız, özerk bir birey haline gelmemiz, "insanlaşmamız" için şart.
Bu yüzden davranışlarımızın ve sonuç olarak kendimizin alacağı onayı, yine kendimizin vermesine izin vermemiz gerekiyor.
1 dakikalık bir çalışma ile destek sistemini oluşturmaya başlayabilirsin. Örnek davranışın “önemsiz” gelebilir, ancak yaratmaya çalıştığımız destek sistemi çok önemlidir.
Minnettarım çünkü, …..
Bu önemli çünkü, …..
Bu takdire değer çünkü, ….
Ve bu durum beni ....... hissettiriyor.
Kendi örneğimi de paylaşmak istiyorum:
Minnettarım çünkü sadece ortam gerilmesin diye kendi düşüncemi paylaşmamazlık etmedim. (Davranışıma minnet duyuyorum, kendi kendime destek sistemim çalışmaya başladı.)
Bu önemli çünkü görüşlerini belirtmekten kaçınmayan bir insan olmak istiyorum. (Kendi değerlerime uygun bir davranış sergiledim.)
Bu takdire değer çünkü çocukluktan beri gelen kısır döngülerimden birine bir dur demek için cesaret gösterdim ve otomatik davranışıma girmeyip kaygıya “maruz” kalmayı başardım, artık daha az korkuyorum. (Ne ilginç değil mi?)
Ve bu durum beni, güvende ve umutlu hissettiriyor. (Gözümden bir damla yaş geldi 🥹 .)
Karşımızdaki kişiden sağlıklı şekilde ayrıştığımızda, kendi kendimize vereceğimiz onay veya yapıcı eleştiriye, ve artık kaçınmak istemediğimiz o kaygıya alan açmış oluruz.
Gün geçtikçe, eskiden “mümkün değil” gibi görünen davranışlar dahi olasılık bulacak, dünyadaki özgürlük alanınız genişleyecektir.
Bonus:
Buraya kadar okuduysan bundan sonra birine gidip de “sen iyiysen ben de iyiyim” diyeceğini düşünmüyorum.
Peki kaygılı bağlanan biri size gelip "sen iyiysen ben de iyiyim!" dediğinde, buna nasıl cevap vereceğiz?
Ne kadar iyisin!
Ah, çok sağol.
Merka etme iyiyim ben.
Ya da;
Beni sevdiğini ifade etmek istediğini tahmin ediyorum ancak senin iyilik halinin sorumluluğunu alamam.
Eğer buraya kadar okuduysan, bu konunun senin için gerçekten önemli olduğunu anlıyorum. Bu konular üzerine birlikte kafa yorduğun insanlar ile bu mektubu paylaşırsan bana anlamlı bir destek vermiş olursun. (Yazının linki)
Mektuplarımı haftalık olarak almak için bültenime üye ol.
Bu ve buna benzer içerikler için beklerim: