- Ege'den Mektuplar
- Posts
- Hayatta Kalabilmek İçin (Duygusal Anlamda)
Hayatta Kalabilmek İçin (Duygusal Anlamda)
Duygusal ayrışmayı anlayalım.
Hayat zordur.
Açık ve net. Hayat, "mutlaka" zordur.
Bu parayla, güçle, şansla veya sağlıkla ilgili olarak farklı şekillerde yorumlanabilir.
Fakat bireyin hayat deneyimi zordur, zor olmuştur ya da zor olacaktır.
Bunun en önemli nedenlerinden biri, hiç bir şeyin kalıcı olmadığı gerçeğidir.
Herşey geçicidir.
Tüm ilişkilerimiz, sahip olduğumuz her şey, kutsal kabul ettiğimiz tüm fikir ve inançlar, hepsi geçicidir.
Herşey değişmez bir değişim ilkesiyle hareket halindedir.
Zaman karşısında herşeyi kaybetmeye mahkumuz.
O an geldiğinde, o şeye tutunmaya ve zaten kaybolmaya mahkum bir şeye bir süre daha sahip olmaya çalışırız.
Kaybedilen şey her ne ise, para, sevgili, inanç, statü, sağlık, her ne ise ona duygusal olarak bağlanmışızdır.
Tüm bu "şeyler", duygularımızla yüklenmiş, çerçevelenmiş ve hikayelendirilmiş, kendimiz için yarattığımız hikayenin bir parçası haline gelmiştir.
Bu durum, bizi gerçekçi olmayan bir şekilde kırılgan hale getirir.
2024 yılı boyunca kırılganlığımı görmek, kabul etmek, kırılganlığıma açılmak için çalışmalar yaptım.
Kırılganlığın dürüst ve özgür bir insan deneyimi için ne kadar önemli olduğunu gördüm.
Kırılgan olmadan gerçek bir ilişki de kurulamadığını gördüm.
İnsanın kırılgan yapısı bizi bu mektubun başındaki noktaya bağlanıyor.
İncinen, zarar görebilen, ölümlü, aciz yaratıklarız ve hayat bu yüzden "de" zor.
Hayatta kalma becerilerine ihtiyacımız var.
Dünya deneyimimizin sürekli olarak korku ve kaygıyla geçmemesi için kenimize güvenli alanlar yaratmamız gerekiyor.
Duygusal olarak hayatta kalabilmek için de evrenin kadim değişim ilkesiyle mümkün olduğunca uyum halinde yaşamak önemli.
Sahip olduğumuzu düşündüğümüz şeylere hiç kaybetmeyecekmişiz gibi tutunduğumuzda onları bizden öteye itecek bir direnç de yaratmış oluruz.
Elindeki bir avuç kumu yumruk yapıp sıktığını düşün.
Sıktıkça, tutmaya çalıştığın şey parmaklarının arasından sızacaktır.
Duygusal bağlılığın tersi duygusuzluk değil.
Duygu, dünya deneyiminin en önemli parçalarından biri.
Duyguları kendimizle ilgili bilgilerin gizli olduğu yer.
Kendimize ait bir yaşantı ancak duygularımıza temelli kurulabilir.
Fakat duygular yaşam deneyiminin kendisi değildir.
Yani bir duyguyu hissetmek, o duygu ile "bir olmak" olamaz.
Düşünceler gibi duyguların da dünya deneyimindeki o çok önemli yerini anlamamız gerekir.
Bu yer de genellikle onlara geçmişte atamış olduğumuz “rütbeden” çok daha düşüktür.
Kendimiz hakkında en önemli bilgileri alabileceğimiz duygular, ancak biz onlarla sağlıklı bir ilişki halindeyken, yani “onlar değilken” otantik deneyimimiz için çalışır hale gelirler.
Bu beceriye duygusal ayrışma diyelim.
Duygularımızı sembolik bir uzaklıktan izleyebilme becerisi.
Duyguları, otantik yaşamımız için en önemli bilgileri edinebileceğimiz o sağlıklı rütbeye indirme becerisi.
Bu duyguları yaşamamak gibi duyuluyor olabilir.
Fakat burada bahsettiğim şey aslında o duyguyu gerçekten “hissedebilme” deneyimidir.
Duygular ile birleştiğimiz anda dünya deneyimimizi daraltmış oluruz ve o sıkışıklık içerisinde o duyguların gerçek değerine, kim olduğumuza dair kadim bilgiye erişemeyiz.
Bu da o duyguyu hissedememek demektir.
Yüzmek gibi aslında.
Duygularla birleşmek boğulmak gibi.
Duygusuzluk da denize hiç girmeme, ondan kaçınma gibi.
Yüzsek mi biraz?
Su çok güzel.
Eğer bu görüşü değerli bulduysan bu mektubu bir arkadaşınla paylaşarak bana anlamlı bir destek vermiş olursun. (Yazının linki)
Mektuplarımı haftalık olarak almak için bültenime üye ol.
Bu ve buna benzer içerikler için beklerim: