Çoğumuz Sanrı İçindeyiz

Hemen açıklayayım.

Dün bir bisiklet yedim.

Şaka yapmıyorum, inan bana dün bir bisiklet yedim.

Buna ne kadar ısrar etsem de inanmayacağını düşünüyorum.

Bu gibi bir inancın bir “sanrı” olduğunu hemen anlardık, çünkü "aşırıya" kaçan yönleri var.

Eğer çoğumuzun içinde olduğu bir sanrı var ise, kendini unutturmuş durumda.

Hepimizde olduğu için göremediğimiz bir şey.

Balığın suyu görememesi gibi.

YARGILARIMIZ

Evren bir sahne gibidir ve zihin oraya neyi koyarsa onu gösterir.

Aynı olay, bir zihin için olumluyken, bir başka zihin için olumsuz olabilir.

Peki olay "gerçekte" hangisidir?

Gerçek dediğimiz şey bu örnekteki "sahne" dediğimiz olguya yakın olan şeydir.

Kendine içkin bir "iyilik" ya da "kötülüğü" yoktur.

Deneyimimizi oluşturan şey ona yansıttığımız yargılarımızdır.

Yargılarımızı düşünelim.

Bizim için "iyi", istediğimiz ve inandıklarımız, "kötü" de istemediklerimiz veya inanmadıklarımızdır.

Olay veya durumlar kişisel hedeflerimiz ile örtüşüyorsa, "iyi" olarak yargılarım ve gerçeklik sahneme "iyilik" yansıtırım.

Fakat bu "yansıtma" eylemini anında unuturum.

Yaşadığımı "sandığım" şey, dışarıdaki "iyi" bir olaydır.

Gerçekte yaşadığım şey ise, boş olan gerçeklik sahnesine yansıttığım "iyilik" yargısının benim tarafımdan yeniden deneyimlenmesidir.

Yani "sandığım" şey şu:

Dışarıda "objektif şekilde iyi" bir şey oldu, ve ben onu doğru bir şekilde algılıyorum.

Bahsettiğim sanrı bu.

Bu görselde sanrı noktalarla ilerleyen deneyimdir.

Günlük hayatımız bu sanrıyla DOLU.

İletişimimiz, benlik algımız, dilimiz bu sanrı üzerine kurulu.

Yaşam deneyimimiz, gerçekliğin kendisine ait olan fenomenlerden çok zihnimizde olup biten ile alakalı.

Eğer gördüğümüz şey zihinsel yansıtmalarımız ise, evren bir ayna gibidir.

Bunu daha önce duymuş olabilirsin.

Ancak, eğer her bir yansıtma kendi öznel yargılarımıza göre, isteyip istemediklerimize göre belirleniyorsa, kendimizden başka hiçbir şey göremiyoruz demektir.

Geldik yine. Narsizm.

Ne yapabiliriz?

Farkındalık.

Yargılarımız üzerinde geliştireceğimiz farkındalık, bu yargıların tetikleyici doğasının yumuşamasına ve algımızın gerçeğe yaklaşmasına sebep olabilir.

Bazı yargılarımızdan tamamen vazgeçebiliriz, bazılarını erteleyebilir, bazılarını yeniden düşünüp netleştirebiliriz.

Peki gerçekliği saf haliyle deneyimleyebilir miyiz?

Bu belki "aydınlanma" denen şeyin tanımlarından biri olabilir.

Bu konuda söylenen şeyler de o deneyimin "anlatılamazlığı" üzerinde yoğunlaşır.

Bu yola adanmış yol göstericiler, kendi yolumuzu bulmamız için bize işaret edebilirler.

Ve yargılarımızın giderek daha farkında olmak, gerçeklik deneyimimizi geliştirme konusunda en önemli gücümüzdür.

Eğer bu görüşü değerli bulduysan bu mektubu bir arkadaşınla paylaşarak bana anlamlı bir destek vermiş olursun. (Yazının linki)

Mektuplarımı haftalık olarak almak için bültenime üye ol.

Bu ve buna benzer içerikler için beklerim: