"Bilge" nedir, nasıl olunur?

Yaşlanınca değil.

“Bilge” diyebileceğin birini tanıyor musun?

Hani bu hikayelerde geçen tiplerden bahsediyorum.

Olaylar ve durumlar karşısında “normal” insanların tam tersi şeyleri yapanlar.

En “kötü” durumda dahi sakince gülümseyenler.

En “iyi” durumda bağırıp çağırmazlar.

“Cool” görünme, ya da “aptal görünmeme” dertleri yoktur.

Hem çocuk kadar meraklı, hem birazdan ölecek kadar korkusuz ve aynı anda müthiş bir yaşam sevgisine sahip olanlar.

Kim bunlar ya?

Ve nasıl böyle oldular?

Nerdeler?

Ben buna yakınsayan birkaç kişi tanıyorum ancak genel olarak çevremdeki insanlar “normal”, benim gibiler.

Biz normaller hayatı yaşamaktan çok onunla baş etmeye çalışan tipleriz.

Olumlu anılarımız olumsuzlardan daha çok olursa hayatımızın iyi olacağına inanıyoruz.

Belki de bir “bilge” ile aramızdaki en önemli fark, bizim için anıların yalnızca anı olarak kalması, bir bilge içinse her birinin bir içgörüye dönüşmesidir.

Bilgelik bence “acı” hissinden gelir.

Yani bilgelik için öncelikle hissedebilmeyi öğrenmek gerekir.

Bu da duygusal farkındalık ve olgunluk olduğu kadar egodan sağlıklı bir ayrışmayı da gerektirir. (Bir önceki mektupta biraz bu konulara girmiştik)

Acı, gerçeklik algımızdaki kusurları bize gösterir.

Acıyı -ve diğer hisleri” duyumsayabilmek, deneyimlerimizi anlamlandırmak ve onlardan içgörü kazanmak için elzemdir.

İçgörü, mantığın yargılamaları içerisine hapsolmadan acımıza neden olan seçimleri, bilgileri, inançları gözlemleme niyetinden ve yetkinliğinden gelir.

Zihnin yargı yansıtmaları anılarımızın yalnızca anı olarak kalmasının nedenidir.

Duygular ve içgörü sayesinde gerçekliğin kendisine daha yakın bir algıya erişebiliriz.

Deneyimi bilgeliğe yücelten şey de bu olmalıdır.

Ancak bu şekilde sürekli aynı şeyleri yaşama döngüsünden sıyrılma şansımız olur.

Normaller için “acı” bilgelik için önemli bir yapıtaşı olmak yerine farklı amaçlar doğrultusunda kullanılır:

  1. Acıya bağlanma: Acı ile özdeşleşme, kişisel hikayeyi bunlar üzerine kurma, ego benliği benliğin tamamı zannetme.

  2. Acıya katlanma: Anlamadan, dinlemeden, her gün yeniden acıya katlanma dirayetini göstermeye çalışma.

  3. Acıdan kaçma: Sosyal medya, uyarıcı maddeler, çeşitli bağımlılıklar ve diğer baş etme yöntemleri.

Bunlar “acı” hissinin ve taşıdığı müthiş yapıcı enerjinin değerini anlamamış bir vizyonun sonucudur.

Kendini tanımak ve özgün bir hayat sürmek isteyen bireyler biraz cesaret ve biraz alçakgönüllülük ile bu müthiş enerjiyi açığa çıkarabilirler.

En başta çocuksu bir meraktan bahsetmiştim.

Bu merak, önyargıları ve kişiliğimizle ilgili değişmez zannettiğimiz inançları dahi bir kenara bırakıp karar ve tutumlarımızın acımıza nasıl katkıda bulunduğunu keşfetmemize yardımcı olur.

Alçakgönüllü bu yaklaşım acıdan sonra gelebilecek olan içgörüye alan açar ve kendimizi ve doğal olarak başkalarını daha iyi anlamamızı sağlar.

Hayattaki etkinliğimizi artırır.

Bizi gerçekle daha uyumlu hale getirir.

Sonuçta da tatmin edici bir yaşam sürmemizi sağlar.

Eğer bu görüşü değerli bulduysan bu mektubu bir arkadaşınla paylaşarak bana anlamlı bir destek vermiş olursun. (Yazının linki)

Mektuplarımı haftalık olarak almak için bültenime üye ol.

Bu ve buna benzer içerikler için beklerim: