Ben Bir Narsistim

Bana istediğini sor.

Bir dakika! Onlar kendilerinin farkında olabiliyorlar mıydı?

Evet, neden olmasın.

Ben bir narsistim.

Narsist nedir ona bir bakalım.

Günümüzde “narsist” yaygın olarak “psikopat” yerine kullanılıyor.

Ne istediğini tam olarak bilen ve onu elde etmek için başkalarının ihtiyaçlarını “bilinçli” olarak göz ardı eden biri.

Fakat narsist tanımı bence çok daha geniş.

Ve tam da bu yüzden, narsist insanlar, narsist olduklarının farkında değiller.

Öncelikle narsist olmak korkunç bir şey değil.

O yüzden lütfen kaçıp gitme.

“Narsist insan” yerine “narsist dünya görüşüne sahip insan” demek bu anlamda bize yardımcı olacaktır.

Yeni doğmuş bir bebeği düşün.

Çevresinde olan bitenden haberi yoktur.

Nefes almayı, görmeyi ilk defa deneyimliyordur.

Yetişkin insan deneyimine o kadar uzaktır ki daha 1 yaşına kadar “kendi ve dışarısı” kavramlarını geliştiremeyecektir.

Düşünebiliyor musun?

O güzel gözlü bebek, annesine bakınca gülümserken bile “benim dışımda olan annem” diye algılamaz, daha farklı, daha bütüncül bir deneyim yaşar.

Sanki herşey “birmiş” gibi.

Çocukları düşün.

Anne babaları iyi hissetmediğinde, gözle görünmeyen bir şekilde dahi stresli veya bıkkın olduklarında, çocuklar olan biteni sezerler.

Ebeveynler o yüzden aslında çocuklarından hiç bir şeyi gizleyemezler.

Daha acı olan ise, duygusal olgunluğa erişmemiş anne ve babaların duygularının sorumluluğunu üzerlerine almalarıdır.

Yani anne yorgunsa, baba dargınsa veya evde alışılmadık, sıkıntılı bir enerji varsa bu çocuğun suçudur.

Çocuk buna inanır, onun gerçeği budur.

Çünkü bir kaç sene evvel, “dışarı” ve “ben” kavramlarını ayırt edemeyen bir bebekti.

Doğal olarak “alınır”. Duygusal olgunluk da burada devreye girer.

Ebeveynin sorumluluğu, kendi duygularının sorumluluğunu almaktır.

Bir anne, sıkıntısını “gizlerse”, çocuğundan bunu gizleyemeyeceği için aslında onu çocuğuna yüklemiş olur.

İyi niyetlerle yapılan ve “mantığa sığan” bu hamleler bile sağlıklı değildir.

Bebek zaten dışarı içeri ayıramadı.

E çocuk ne olup bitiyorsa alınarak büyüdü.

Sonuç?

Her şey bizimle ilgilidir!

Biri üzgün → onu mutlu etmeliyim, bu benim işim!

Biri sıkılıyor gibi → onu eğlendirmeliyim, sıkılmamalı!

Biri çok da sevecen davranmadı → “ben garip biriyim!” veya “o şerefsiz!”

Biri kalbimizi kırdı → Neden herkes kalbimi kırıyor? Ne bahtsızım!

Biri ben sınır koyunca üzüldü → sınır koyma, işte bak sınır koyunca seni sevmeyecekler!

Birine bir şey dedim üzüldü → hemen özür dile! veya saldır!

Biri bize sınır koydu → ya ben ya o kötü biri!

Bu örneklerde görüldüğü gibi narsist dünya görüşünde “benlik algımız” kendimiz dışında olan bitenleri de içine alacak şekilde genişlemiştir.

Daha doğrusu sağlıklı bir benlik algısı edinemediğimiz için, kendi sınırlarımızı çizmeyi ve onları korumayı beceremediğimiz için, hiç bir zaman olması gerektiği yere doğru küçülmemiştir. (Hatırlayın, bebekken benlik algımız herşeyi içeriyor)

Dışarıda “başka bir dünya” olduğunu anlayamıyoruz.

Karşımızdakinin dünyasına açılamıyoruz.

Tek gerçek olduğuna inandığımız dünyada sıkışıyoruz.

Bu yüzden sevemiyoruz.

Evet, sevgisiz bir dünya burası.

O yüzden rahatça söyleyebilirim.

Ben narsistim.

Narsist bakış açımın farkındayım ve her gün benlik algımı biraz daha kendim belirlediğim bir yere doğru geliştiriyorum, ”küçültüyorum”.

Bunu yaparken şimdiye kadar kaçtığım bir sürü duygunun içinden geçmem, ezberlediğim tepkilerden vazgeçmem ve yeni davranışlar sergileme cesaretini göstermem gerekiyor.

Bu yol çok zorlu bir yol.

Ama diğer yollar bundan daha zor.

Çünkü diğer yollar benlik algımın sağlıklı bir şekilde hiç bir zaman oturmadığı yollar.

Ve bu yolların hiç biri beni “bana ait bir yaşam deneyimine” götürmüyor.

Benim istediğim şey bu: bana ait bir yaşam.

Ölene kadar da bu yoldayım.

Seni de beklerim.

Eğer bu görüşü değerli bulduysan bu mektubu bir arkadaşınla paylaşarak bana anlamlı bir destek vermiş olursun. (Yazının linki)

Mektuplarımı haftalık olarak almak için bültenime üye ol.

Bu ve buna benzer içerikler için beklerim: